Petrol Raporu | 1. Bölüm

Günümüzde küresel enerji politikaları, ağırlıklı olarak petrol ve doğal gaz tarafından belirlenmektedir. Bu politikaların temelini şekillendiren bölgeler ise, rezervler açısından en büyük pay sahip olan Orta Doğu, Orta Asya ve Hazar bölgeleridir. Petrol ve doğal gazın aranması, üretimi ve uluslararası pazarlara ulaştırılmasında, küresel anlamda önemli bir rekabet söz konusudur. Küresel enerji piyasalarının önemli aktörlerinden olan Rusya ve İran’ın kaynaklarını pazarlamada yaşadığı sorunlara karşın, ABD, AB, Çin, Hindistan ve Türkiye ihtiyaç duydukları enerjiyi alternatif kaynaklardan kesintisiz, ucuz ve güvenli olarak elde edebilmek için çok yönlü politikalar yürütmeye çalışmaktadırlar. Petrol ve doğal gaz üreticileri için stratejik bir öneme sahip olan Türkiye, gelecekte enerji pazarı olmaya da aday bir ülkedir. Bu nedenle, petrol ve doğal gaz ithalatında kaynak çeşitliliğinin, arz güvenliği ve sürekliliğinin sağlanması ile enerji taşıma projelerinin geliştirilmesi Türkiye için çok büyük önem taşımaktadır. Önümüzdeki 25-30 yıllık süreçte de fosil yakıtların dünya enerji arzındaki önemini koruyacağı genel kabul gören bir husustur. Şu anda dünya birincil enerji talebinin karşılanmasında yaklaşık %80’lik bir paya sahip olan fosil yakıtların (petrol, doğal gaz, kömür, vb.) 2035’te de benzer bir seyir izleyeceği tahmin edilmektedir. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre bu pay baz senaryoda %80, yeni senaryoda ise %75 olacaktır.[1] ExxonMobil’in senaryosuna göre de küresel enerji arzı içinde fosil yakıtların payı 2040’ta %80 olacaktır.[2] BP’nin senaryosuna göre ise 2030’da bu pay %75-80 arasında gerçekleşecektir.[3]

Ahmet Furkan YAVUZ | UGSAM Araştırmacısı | Eylül 2018
Yazının tamamına ulaşmak için | Tıklayın