Aksa Tufanı ve Gençlerin Sorumlulukları
Yahya Sinvar’ın liderliğinde gerçekleştirilen Aksa Tufanı, Filistin meselesinin ve Gazze’de yaşananların uluslararası kamuoyunda daha fazla tartışılmasına yol açmıştır.

Yirmi birinci yüzyılın başlangıcından bu yana, hâkim güçlerin zulüm çarkı altında ezilen günümüz dünyasında, gün gibi açık olan gerçeklerin dahi yalan ve yanlış olarak gösterilmesi artık sıradan bir hâle gelmiştir. İnsanlara, hak ile bâtıl arasındaki göklerle yer arasındaki kadar büyük fark, âdeta birbirine çok yakınmış gibi gösterilmektedir. Bununla da yetinilmeyerek, dünyanın gözü önünde ağır insan hakları ihlalleri ve katliamlar gerçekleştirilmektedir. Ancak bu gerçekler dahi farklı güç merkezleri tarafından inkâr veya farklı biçimlerde yorumlanabilmektedir. Aksa Tufanı, işte bu ortamda ortaya çıkan ve Filistin meselesini yeniden dünya kamuoyunun gündemine taşıyan önemli bir gelişme olmuştur.
Yahya Sinvar’ın liderliğinde gerçekleştirilen Aksa Tufanı, Filistin meselesinin ve Gazze’de yaşananların uluslararası kamuoyunda daha fazla tartışılmasına yol açmıştır. Aynı zamanda Müslüman dünyada siyasî, ahlaki ve toplumsal sorumlulukların yeniden gündeme gelmesine vesile olmuştur. Fakat bundan daha önemlisi, Aksa Tufanı ve sonrasında yaşananlar, ümmet gençleri açısından önemli dersler ve sorumluluklar ortaya çıkarmıştır. Askerî ve teknolojik açıdan Müslüman ülkelerin dünya güçleri karşısındaki konumu zayıf olabilir. Ancak ümmetin gençlerinin eğitim, bilinç, dayanışma ve sorumluluk alanlarında ortaya koyacağı gayret, geleceğin şekillenmesinde önemli bir rol oynayabilir.
Aksa Tufanı ve son yıllarda yaşananlar bize önemli bazı dersler vermiştir. Gençler bu ümmetin en önemli değerlerinden biridir. Bu nedenle gençlerin geçmişten ders çıkararak geleceğe yönelik bir yol haritası oluşturması ve içinde bulunduğumuz zamanda bu hedefleri gerçekleştirecek adımları büyük bir titizlikle atması gerekmektedir.
Burada üç hususa dikkat çekmek istiyorum. Özellikle günümüz Müslüman dünyasının önemli merkezlerinden biri olan Türkiye’deki Müslüman gençlere ve Osmanlı hilafetinin tarihî mirasını taşıyan nesillere üç temel tavsiyem olacaktır:
1. Tebeyyün: Her bilgiyi araştırıp doğrulamak
Herhangi bir mesele hakkında öncelikle araştırma ve doğrulama yapılmalıdır. Özellikle ümmetimizin kritik bir dönemden geçtiği günümüzde, toplumlar arasında ayrılık ve bölünme meydana getirebilecek çeşitli dezenformasyon ve propaganda faaliyetleri bulunmaktadır. Bu nedenle tebeyyün ilkesi büyük önem taşımaktadır.
Müslümanlar arasındaki küçük teorik farklılıklar ve siyasî görüş ayrılıkları hiçbir zaman gereğinden fazla önemsenmemelidir. Bir Müslüman kardeşimiz hakkında herhangi bir suçlama veya iddia ortaya atıldığında, öncelikle bunun araştırılması ve doğrulanması gerekir. Bunun yanında, hakkında suçlama bulunan kişinin kendi beyanını dinlemek de son derece önemlidir.
Çünkü bir kişinin sözleri veya gerçekleştirdiği bir olay bize farklı bir biçimde aktarılmış olabilir. Kişinin kendi açıklaması dinlendikten ve olayın bağlamı ile şartları dikkate alındıktan sonra, o kişiye karşı duyulan öfke ve tepkinin birçok durumda azalabildiği görülebilir.
Bunun en meşhur örneklerinden biri Hâtıb b. Ebî Beltea’dır (radıyallahu anh). Mekke’nin fethinden önce gönderdiği mektup hepimizin bildiği bir hadisedir. Sahâbîler, olayın görünürdeki durumuna bakarak büyük bir öfkeye kapılmış ve onun cezalandırılmasını talep etmişlerdi. Ancak Hâtıb’ın açıklaması dinlendikten sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu cezalandırmamıştır.
Bu olay, bize tebeyyünün ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir. Komşumuz olan bir Müslüman ülke veya herhangi bir Müslüman topluluk hakkında bir iddia ortaya atıldığında, bunu Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sîreti ve sünneti doğrultusunda değerlendirmek bizim için daha hayırlıdır.
2. Kararlarda duygusallık yerine ortak akla ve kolektif hikmete öncelik vermek
Gençlik dönemindeki duyguların yoğunluğu yüksek olabilir. Bu nedenle yalnızca duyguların etkisiyle karar vermek yerine, tecrübeli insanların görüşlerine başvurmak ve meseleleri istişare ederek değerlendirdikten sonra bir karara varmak son derece önemlidir. İstişareye dayalı ortak kararlarda önemli bir hikmet ve bereket vardır. Bunu Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Uhud ve Hendek savaşlarında yaşanan hadiselerden anlayabiliriz.
3. Her şeyden önce Müslüman ümmetin birliğine öncelik vermek
Günümüz dünyasında Müslüman ülkeler arasında ortak ve kolektif bir karar alma mekanizmasının eksikliği açıkça görülmektedir. Bugün 57 Müslüman ülkenin, ümmetin karşı karşıya bulunduğu meseleler konusunda her zaman ortak ve etkili bir tutum ortaya koyamadığı görülmektedir. Gazze’de çok büyük bir yıkım yaşanmış, yüz binlerce insanın yaşadığı yerleşim yerleri büyük ölçüde zarar görmüş veya yok edilmiştir. Çocuklar da bu insani trajedinin en ağır sonuçlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu durum, uluslararası toplumun ve özellikle bölge ülkelerinin sorumluluklarını yeniden gündeme getirmiştir.
Aramızdaki görüş ayrılıklarını bir kenara bırakarak, Fatih Sultan Mehmed Han ve Sultan II. Abdülhamid Han gibi tarihî şahsiyetlerin yanı sıra, Türkiye’deki İslami hareketin önemli isimlerinden Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Müslümanların birliği konusundaki vurgularından da dersler çıkarılabilir. Prof. Dr. Necmettin Erbakan döneminde D-8 kurulmuştu. Bugün ise Müslüman ülkeler arasındaki iş birliğinin daha ileri seviyelere taşınması ve ortak meseleler konusunda daha etkili mekanizmaların geliştirilmesi ihtiyacı bulunmaktadır.
Bugün zulüm ve çatışmaların yaşandığı Müslüman coğrafyalara yönelik sorumluluk, yalnızca devletlerin değil, toplumların ve özellikle genç nesillerin de üzerinde düşünmesi gereken önemli bir meseledir. Daha adil, huzurlu ve dayanışmanın güçlü olduğu bir dünyanın kurulmasına katkıda bulunmak, genç nesillerin eğitim, bilim, ahlak, sosyal sorumluluk ve dayanışma alanlarında göstereceği gayretle mümkün olacaktır.
Ey gençler!
Sizler Müslüman dünyanın en büyük hazinelerindensiniz. Yeni bir medeniyetin inşasında; bilgi, ahlak, adalet, dayanışma ve sorumluluk bilinciyle yetişmeniz büyük önem taşımaktadır.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühû.


